Yalnızlığımı sevmeyi özledim.
MORlu HURİye
15 Mart 2012 Perşembe
14 Mart 2012 Çarşamba
Mabel MATİZ'li Özlem..
'Kirlendim, kirlendim, yıkandım, kirlendim kilitlendim.
Soydum kendi derimi...
Tırnak kontrollerini sevmezdim hiç aslında,
Şefkatten uzattım ellerimi..
Yüzüme vuran güneş, saçlarımı öpen rüzgar,
Siyahıma sarı çalan o yıldızlar
Sessiz bir kıyametin karnında kayboldular.
Kaldır kapağı bak kimler can çekişiyor cennette..
Kim çoktan ölmüş, kim diri kendi cehenneminde..
Sustur bütün yerli yersiz havlayan köpekleri içinde
Bu karanlık sokaklar yalnız onların değil.''
Kirlendim.. Kir pas içinde ellerim, yüzüm, tenim...
Göremiyorum gözlerimi, tanıyamıyorum kendimi..
Değişmiş rengim.. Boyalar da bana aitti oysa.. Evet.. Ben istedim.
Ama şimdi.. Özlüyorum kendimi..
Ah bu savaşlar! Ağır geliyor giysileri kırılgan bedenime, silahlarını tutamıyorum küçücük ellerim ile..
Çok özlüyorum sessizliğimi, dinginliğimi...
7 Mart 2012 Çarşamba
Babam İçin..
Baba ;
Sevginin en masum halini hissettiren, karşılıksız veren, kollarına tereddütsüz kendini bırakabildiğin, güven ile başını omzuna yaslayabildiğin, sığınak, siper, korunaktır.
Ellerini tuttuğun zaman hissettiğin güç, ninni niyetine saçlarını okşarken kollarında uykuların en huzurlusunu uyumanı sağlayandır.
Her akşam yorgun döndüğü evine
getirdiği sıcak ekmeğin emek kokulu tadıdır.
Hiç 'seni seviyorum' demeden sözcüklerin ötesinde bir yerde sevildiğini hissettirendir.
Saygıdan dolayı korktuğun, her şeyden öte tuttuğun özgürlüğünü kendi isteğin ile ellerine teslim ettiğindir.
İlk tutku, ilk AŞK, ilk kıskançlıktır. Anne ile yaşanılan ilk gerginliğin sebebidir.
Baba, güvendir, huzurdur, büyük ADAMdır. Bir kadının ilk kahramanı belki de hayatı boyunca şüphesiz güvenebileceği tek adamdır.
(...)
İliklerime kadar hissedebildiğim, benim için her şeyden öte olan bu duyguları tatmamı sağlayan canım BABAMım bu gün doğum günü..
İyi ki doğmuş, iyi ki benim BABAM olmuş 'o'...
Derinliğimi buğulu gözlerinden, duygusallığımı hassas kalbinden, kırılganlığımı sakinliğinden, şüpheciliğimi sessiz öfkesinden aldığım büyük ADAM...
Teşekkür ederim;
Akşamları eve gelirken getirdiğin şemsiyeli çikolatalar için..
Başımın ağrıdığı gecelerde hiç bıkmadan sabaha kadar saçımı okşadığın için..
Pazar gezmelerimiz için..
Sıcacık sarılmaların için..
Kuğlu parka el ele yaptığımız ziyaretlerde siyah kuğu ile beyaz kuğu arasında hiç bir farkın olmadığını anlamamı sağladığın için..
Yaramaz ve huysuz bir kız çocuğu olduğumdan ağlamalarım eşliğinde uyuyamadığım ve uyutmadığım zamanlarda evimizin uzun koridorunda kucağında yaptırdığın gezintiler için..
40 derece ateş ile sayıkladığım gecelerde ellerimi hiç bırakmadığın için..
Her ihtiyacım olduğunda yanımda olduğun için..
Bana 'hayır' demek yerine, 'hayır' diyeceğin şeyleri anlamamı sağladığın için..
Kelimelerin ötesinde kurduğumuz aramızdaki o özel bağ için..
Karanlıktan korktuğum gecelerde yanımda uyuduğun için..
Vosvos ile tanışmama sebep olduğun için..
Sorduğum tüm sorular hiç sıkılmadan verdiğin cevaplar için..
Sabahları İlhan İREM ile uyandırdığın, İlhan İREM' i sevmemin nedeni olduğun için..
Cahit Sıtkı TARANCI'nın Otuz Beş Yaş şiiri, Yeni Türkü'nün Mamak Türküsü, Zülfü LİVANELİ'nin Karlıkayın Ormanı şarkıları için..
Atatürk'ün Tanrı olduğunu zannettiğim zamanlar için..
Mangal keyiflerimiz için..
Bu dünyanın en lezzetli kağıt kebabını yapabilen ellere sahip olduğun için..
Beni nutellasız ve muzsuz bırakmadığın için..
Çok teşekkür ederim;
Güvenim, huzurum, kahramanım olduğun için..
Beni sevdiğin, bana güvendiğim için..
Ve iyi kötü tüm özelliklerimi bana kazandırdığın, BEN olmamı sağladığın için...
(...)
En çok kırdığım, kırgınlığını hissettiğim zamanlarda kendime en çok kızdığım adam..
Anılarımıza yeni anılar ekleyerek beraber geçireceğimiz uzun bir ömür dileği ile,
SENİ HER ŞEYDEN VE HERKESTEN ÇOK SEVİYORUM...
26 Kasım 2011 Cumartesi
Kaygı Anları..
Sanırım aklım karışık son zamanlarda.. Düşünüyorum yine.. Bu pek de yeni bir şey sayılmaz, her zaman düşünürüm ben. Bazı organlar çalıştıkça genişler, büyürler ya, kocaman bir başım olmalıydı, içinde kocaman beynimin olduğu.. Sırf bu bile artık düşünmemem için geçerli bir sebep.. Ama elimde değil ki, düşünüyorum. Hayır tek bir şey düşünsem yine iyi.. Ama bir şeyi düşünürken –daha düşünmeyi bitirmeden- yeni bir şeyi düşünmeye başlıyorum. Böylece aynı anda iki şeyi düşünüyor oluyorum. Sonra bir üçüncü şey ekleniyor bu iki şeye, sonra dördüncüsü, beşincisi derken düşünüyorum işte.. Hem de çok düşünüyorum.. Teoman ağabeyimiz bile demiş; ‘düşünme, kim anlamış ki sen anlayasın böyle’ diye.. Adam haklı, gerçekten haklı.. Düşünüyorum, ama bende çözemiyorum şarkıda ki herkes gibi.. Çözemedikçe de rüyalarımda uğraşmaya başlıyorum düşündüklerimle, tabi o da uyumayı becerebilirsem.. Uykumda bile rahat yok bana..
Bir şeye uzun süre bakarsak, artık onu görmemeye başlarız.. Hep oradadır o ve alışır artık gözümüz ona.. O kadar vardır ki, varlığını varlıktan sayamayacak duruma geliriz ve ‘gözümüzde’ yok olmaya başlar. Ya da daha somut düşünelim. Herhangi bir nesnenin ismini uzun süre düşünürsek -hatta somutlaştırma isteğimizi bir adım ileri taşıyalım- sesli olarak tekrar edersek onun anlamının azalmaya ve belki yok olmaya başladığını görürüz. Fazla düşünmenin yaptığı da tam olarak böyle bir durum işte. Düşündükçe anlamlar azalıyor, belki zamanla kaybolacak kadar azalıyor. Fark ediyorum ki, uzun zamandır hiçbir şeye yeterli yoğunlukta yaklaşamıyorum. Anlamları(mı) kaybettim. Yoğunluğumu kaybettim, Yoğunlaşmadan derin olamam ki.. Derin olmazsam da ben olamam.
Durgunum.. Hep durgundum ama başka türlü bir durgunluk var üzerimde.. Duymuyorum, söylenenleri anlayamıyorum. Aklım düşüncelerimle ile o kadar iç içe ki, dış dünyaya adapte olamıyorum. Ne müzik dinleyebiliyorum, ne kitap okuyabiliyorum, ne ders çalışabiliyorum, ne de insanlar ile sohbet edebiliyorum.. Gülümseyemiyorum bile… Eskiden de dış dünya ile iletişim problememimiz vardı. Bunu en aza indirebilmek, dış dünyada kalabilmek için insanları, onların sıkıntılarını dinlerdim. Anladıkça kendimi bu dünyaya daha ait hissederdim. Şimdi insanları, sıkıntılarını dinlemeyi de anlamayı da beceremiyorum. Hep içimdeyim. Düşüncelerimin arkasına bir yerlerde hapsolmuş kendimi bulabilme çabası içindeyim.
Yarım kalmış düşünceler var aklımın arka odalarında.. Hepsinin tamamlanması lazım. Yoksa bitmeyecek düşüncem ile savaşım, kendimi bulma kaygım..
23 Kasım 2011 Çarşamba
Kırgın Ben..
Hayat bazen çok acımasız bir yer olabiliyor. Hele hayatın içinde barındırdığı insanlar ondan bile daha acımasız olabiliyorlar. Kırılıyorum o zaman onlara.. Ve üzülüyorum da kırıldığım kadar… Uzaklaşıyorum sonra bazı insanlardan ve kendime yakınlaşıyorum. Yalnızlaşıyorum aslında..
Son zamanlarda yine çok yalnız hissetmeye başladım kendimi. Üzgünüm ve üzgün olduğum kadar da kırgınım. Anlayamıyorum bazı şeyleri.. Anlamayı çok severim oysa.. Anlamadan bırakmaz hiçbir düşünceyi beynim. Ama anlayamadığım şeyler fazlalaşmaya başladı. Yoruyor bu durum beni.. Düşünüyorum. Çözmeden bırakmam bundan eminim. Ama çözemiyorum. Nerede benim arkasına sakladığım güzel sebeplerim? Hepsi terk etmiş olmalı beni.. Belki de büyümek bunun adı.
Biraz önce annemin biraz kırık arkadaşı ‘ne oldu benim kızıma, yüzü gülmüyor’ dedi.. Haklı şirin teyzem.. Gülemiyorum eskisi gibi.. Ne elimden geliyor, ne içimden..
Sorununda farkındayım. Her şeyi gözümde çok büyütüyorum. Hiçbir şeyi büyütmemeliyim, bunu da biliyorum. Ama bunu bildiğim zamanlarda daha çok gözümde büyütüyorum. Bilmek yetmiyor işte..
Artık kırılmak istemiyorum...
22 Kasım 2011 Salı
Kalbimin Aklını Hissettirene..
Rakı masasında ki adamlardan biri, diğerine: ‘… yirmi yıldır bana hayır diyor. Ama ben yirmi yıldır ondan vazgeçmedim’ demişti. Bir dizi karesiydi belki, bekli de bir film sahnesi ya da ne yazarını ne de adını hatırladığı bir kitabın birkaç satırı.. Gecenin bu vakti düşüncesini meşgul eden bu anıyı nereden anımsadığını bilmiyordu aklım.. Belki de kalbime engel olamadığı anlarımdan birinden emanet bir hayaldi hatırladıkları. İlk kez düşünmedi nedenini, sormadı artık ezbere bile bildiği sorularını, savunma mekanizmalarını bile es geçti. Ve fısıldadı kalbime ‘aşk böyle bir şey olmalı’ diye..
İflah olmaz realist aklımın bu halini gören kalbim, duygulandı, buğulu gözleri biraz daha bulutlandı. Gözlerine inat dudakları sıcacık bir tebessüm ile aydınlandı. Hüznün arkasına saklanmış bir mutluluktu yaşadığı.. Sonunda inanmıştı ona taban tabana zıt kardeşi.. Gözlerinin içine baktı şefkatle ve elini okşadı. Yoğun duygu hallerinden çok da hoşlanmayan aklım bu sefer izin verdi ona ve içten olmaya çalışan bir gülümseme ile karşılık verdi bakışlarına.. Aklımın acemi gülüşünden güç alan kalbim, onun elini avuçlarının arasına aldı ve konuşmaya başladı.. ‘Aşk, onun için umutların en mavisini hissedip, ondan hiç bir şey beklemeyecek kadar derin, suretlere bürüyüp, dokunamayacağın kadar kırılgandır. Aşk sevgili için, sevgiliden habersiz, düş bahçesine yeni umutlar ekme isteği, gelmeyeceğini bile bile, umutsuz bir umut ile sevgiliyi bekleme halidir. Ve aşk alınan nefes kadar yakın, onun görünmezliği kadar uzaktır.’
11 Kasım 2011 Cuma
Zaten Boşuna
Gel desen de gelir miyim sana sanki?
Varlığını da istemem ki,
Yokluğunu istemeyişim gibi..
Dudaklarım mırıldanır
Saçma sapan kelimeleri..
Ve sen varken bu gece düşüncemde,
Yine onlardan biri:
Kuşlar sıkılmazlar uçmaktan.
Özgürdürler kanat çırparken,
Uçarken ötmeyi de sevmezler.
Ve eğer ben şimdi uçuyorsam,
Neden konuşayım ki?
Neden sorayım sana sorularımı?
Kelimelerin yetersizliğinde,
Cevabın olabilir mi sanki?
Neden kısıtlayım özgürlüğümü seninle,
Uçarken kendi gökyüzümde?
Ne gerek var yorgunluğa?
Hem korku filmi mi oynanıyor burada?
Ama sen korkma..
Kapında duran yine benim.
Hayır, aslında hiç değişmedim.
Sana vermediğinim,
Senin göremediğin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




