Rakı masasında ki adamlardan biri, diğerine: ‘… yirmi yıldır bana hayır diyor. Ama ben yirmi yıldır ondan vazgeçmedim’ demişti. Bir dizi karesiydi belki, bekli de bir film sahnesi ya da ne yazarını ne de adını hatırladığı bir kitabın birkaç satırı.. Gecenin bu vakti düşüncesini meşgul eden bu anıyı nereden anımsadığını bilmiyordu aklım.. Belki de kalbime engel olamadığı anlarımdan birinden emanet bir hayaldi hatırladıkları. İlk kez düşünmedi nedenini, sormadı artık ezbere bile bildiği sorularını, savunma mekanizmalarını bile es geçti. Ve fısıldadı kalbime ‘aşk böyle bir şey olmalı’ diye..
İflah olmaz realist aklımın bu halini gören kalbim, duygulandı, buğulu gözleri biraz daha bulutlandı. Gözlerine inat dudakları sıcacık bir tebessüm ile aydınlandı. Hüznün arkasına saklanmış bir mutluluktu yaşadığı.. Sonunda inanmıştı ona taban tabana zıt kardeşi.. Gözlerinin içine baktı şefkatle ve elini okşadı. Yoğun duygu hallerinden çok da hoşlanmayan aklım bu sefer izin verdi ona ve içten olmaya çalışan bir gülümseme ile karşılık verdi bakışlarına.. Aklımın acemi gülüşünden güç alan kalbim, onun elini avuçlarının arasına aldı ve konuşmaya başladı.. ‘Aşk, onun için umutların en mavisini hissedip, ondan hiç bir şey beklemeyecek kadar derin, suretlere bürüyüp, dokunamayacağın kadar kırılgandır. Aşk sevgili için, sevgiliden habersiz, düş bahçesine yeni umutlar ekme isteği, gelmeyeceğini bile bile, umutsuz bir umut ile sevgiliyi bekleme halidir. Ve aşk alınan nefes kadar yakın, onun görünmezliği kadar uzaktır.’


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder