Bu sabah erken uyandım. Beni bu sabaha erken uyandıran gördüğüm rüyaydı.. Rüya içinde rüyadaydım aslında.. Belki de bu nedenle gördüğüm rüyamıydı, yoksa gerçekten yaşanmış bir anım mıydı bunun ayrımına varmadım. Gerçek ile hayali bir birine karıştırmak konusunda tecrübeli düşünme sitemim için çok da enteresan bir durum değildi yaşadığım. Ben de düşünmekten vazgeçtim. Ve rüyamı gerçek yapmaya karar verdim. Gerçekliğini somutlaştırmak için onu ete kemiğe bürümem lazımdı. Ruhu rüyamda oluşmuş hayalden gerçeğimi yazarak bir vücudu kavuşturmak istedim. Ve işte rüyam- hayalden gerçeğim- :
…
Bazı sabahlar erken uyanıyorum.’’Bu sabahların bir anlamı olmalı!’’ düşüncesiyle kalemimi ve kâğıdımı elime alıp ‘bir şeyler’ yazıyorum. Ama sonra anlıyorum ki o sabah anlamlı olması gereken sabah değilmiş! Çünkü yazdıklarımın hepsini bir anlık ‘refleksle’ yırtıp atıyorum. Ya fazla geliyor yazdıklarım ya da az. Bilmiyorum… Bildiğim tek şey içimde ki gibi olmadıkları.
Bu sabah yine erken uyandım. Üstelik bu sabah bir Pazar sabahıydı! Demek ki hala inancım varmış ki(!) ‘anlamlı sabaha’ kalemimi ve kâğıdımı yine elime aldım. Penceremden dışarıya baktım. Dün ki fırtına bitmiş. Ne gök gürültüsü kalmış geriye, ne delice yağan yağmur nede ondan daha deli esen rüzgâr… Hani fırtınalı gecelerin sabahlarında durulmuşluk, huzur vardır ya öyle bir şey vardı penceremde. Üstelik güneş dün geceye inat kızıllığımı göstereceğim şeklilinde bir çaba içersinde.
Daha fazla uzak kalmamalıydım penceremde izlediğim huzurdan. İçimde dışarı çıkma isteği uyandı. Sabretmeye takatim olmadığı için ‘mor’ pijamalarımın üzerine siyah ceketimi giydim. ’Mor’ şapka beremi ve ‘mor’ atkımı taktım. Bilerek üzerime fazla şey giymedim. Üşümek için ! Üşümeyi severim ! Dışarıya çıktım. Kendimi huzura bıraktım. Sokaklar ıslak ve bomboştu. Seviyorum şehrimin bu halini. Yağmurlu, kimsesiz halini… Tıpkı kendimi sevdiğim gibi.. Kendimi ilk defa ‘buraya’ ait hissettim. Şehrimin buradalığından daha öte bir buradalıktı hissetiyim buradalık duygusu.. Buradaydım işte, ait olmak konusunda korkaklığından özlemekten bile aciz ruhum ilk kez kendini ‘buraya’ ait hissetti. Bu his beni mutlu etti. Mavi’yi görmek istedim. Denize doğru yürüdüm. İki maviyi aynı anda gördüğüm zaman bir banka bıraktım kendimi. Şehrimi izledim o banktan. İlk önce gözüm şehrin manzarasının arasından dünün inadına bana göz kırpan güneşe takıldı. Ona gülümsedim. Alakamı bu seferde şehrimin kıyı şeridinin manzarası cezp etti. Sonra senin şehrini düşündüm. Düş kentimi… Kar olmalıydı şu anda orada. Kar yoksa bile karın izleri. İçimde ki huzur büyüdü, kocaman oldu. Dudaklarımda yine bir gülümseme. Ama bu sefer gözlerimde eşlik etti dudaklarıma. Hemen kalemime ve kâğıdıma sarıldım. Sana ‘bunları’ yazdım. Belki de içimdekiler yine eksik ya da fazla oldu ama bu sefer umursamadım umursamaz umrundalığımı…’Çünkü bu sabah ‘anlamlı sabah’ idi. Beklediğim sabah… Bana öğrettiğin ‘işaretlerden’ anladım. Senden anladım.
İçim rahat oturduğum bankta sigaramı yaktım. Gözlerimi kapattım. Seni düşledim ! Uzun bir aradan sonra seni ilk defa bu kadar derin hissedebildim. Gülümsedim. Bu sefer senin için gülümsedim. Sana gülümsedim. Sigaramı söndürdüm. Yazdıklarımı alıp eve doğru yürümeye başladım.
Ben eve doğru yürürken yağmur yağmaya başladı. Daha doğru tabiriyle çiselemeye. Fark etmez yağmurun her halini severim. Bir kerede yağmura gülümsedim. Uzun zamandır bu kadar çok gülümsememiştim ! Yağmura rağmen gökyüzünde güneş varlığını hala korumaya çalışıyordu. Belki gökkuşağı oluşur diye bekledim ama olmadı. Hem bu kadar işaret yeterdi zaten.
Umursamadan beni gören biri var mıdır ya da beni pijamalarımla bu halde görürse hakkımda ne düşünür diye kollarımı iki yana açıp gökyüzüne bakar bir şekilde kendi eksenim etrafında dönmeye başladım. Akabinde dans etmeye… Bu seferde KENDİME gülümsedim. Çok sık yaptığım bir şey değildir kendime gülümsemek. Tadını çıkardım.
Bir sabah için bu kadar gülümsemek kafi deyip fırına girdim. Evdeki herkesin zevkine göre poğaça simit tarzı yiyecekler aldım. Evime döndüm. Çay demledim. Kahvaltı masasını hazırladım. Evdekilerin uyanmasını beklerken ‘bir şarkı’ dinledim. Senin bana ’’neden bilmiyorum ama bu şarkıyı dinlerken seni düşünüyorum’’ dediğin şarkıyı dinledim. Alanis Morissette ‘Utopia’(…)
…
İşte benim hayalden gerçeğim.. Hayalin içine girmeyeli uzun zaman olmuştu. Hayal kurmaktan hiç vazgeçmedim. Ama hayal ile bir olmayı özlemişim.. Kendimi unutmaya başladım son zamanlarda.. İyi gelmedi bu bana.. Belki de ‘işaretlere’ ihtiyacım var yine, yeniden.. Kim bilir beklide rüyam-hayalden gerçeğim- de bir işarettir. Kendimi hatırlamalıyım, kendimi unuttuğum o yerlerden çıkartıp, kendime kavuşmalıyım.
"Keman ve piyanonun dansı"nı dinlerken okudum bu satırları... güzel geldi her kelimen her cümlen etkiledi. Belki de müziğin etkisi ile daha bir yoğunlaştım ama öyle de değildi "sen"i okumak istedim. Ben poğaça sevmem ama sen bana açma da almamışsın buna çok üzüldüm :) Sabahları uyanıncaki yürüme isteği akşamları yatmadan önceki bir kadeh şarap içip üşüyerek gökyüzünde saatlerce kalma isteğini öyle iyi biliyorum ki...
YanıtlaSilBu şehir yalnız bir şehir... Misafirleri olan bir şehir... Sahiplerine ise en güzel yanlarını sunan bir şehir... Aşık oldum ben buraya! Güzelliklerinde kaldım. Mutluluğu da hüznü de ayrılığı da sevinçleri de gözyaşlarını da insan en güzel kendi ile yaşar bunu da iyi bilirim...
Ve...
Kelimeler yetmez çoğu zaman hisleri anlatmaya... Afilli cümleler bile işe yaramaz çoğu zaman. Keşke içimizin çıktısını alabilsek? Daha gerçek olurdu sanki...
Hayal adamlar öyle güzeldir ki! Yaşadıkça yaşamak ister insan... Tek aşk olarak kalır belki de bir ömür boyu...
Somutlaştırmak istemeyeceğimiz aşklarımıza...
Kadehlerin kalkma zamanı çoktan gelmiş sanki..
YanıtlaSilAşk öyle bir şeydir işte.. Onun için umutların en mavisini hissedip, ondan hiç bir şey beklemeyecek kadar derin.. Suretlere bürüyüp, dokanamayacağın kadar kırılgan.. Aşk, alınan nefes kadar yakın, onun görünmezliği kadar uzaktır. Ve aşk en çok şarap yakışır.
Kadehlerin birbirine kavuşma zamanı şimdi.. Şerefe gönül incisi..
Kendilerini pek sevmem ama Bukowski amca gerçeklik ile aşkın birarada olamayacağını söyler yani biz doğru yoldayız;))) aşk aşk diye nutuk atanlara da bir tarafımızda gülmekteyiz:)))
YanıtlaSilAşk, gerçeğin ışığı değdiğinde dağılacak bir sis-miş..
Gel de kalksın kadehler;)
Büyükler bilir diyelim :)
YanıtlaSilTaa 'Ankara'lardan simit getirdim ben sana açma da neymiş, özlemişsindir ;)
Bak hayaller ile hayat nasıl da güzelleşiyor. Canım çekince Ankara simiti yiyorsun. Gözlerini kapatıp açıyorsun kendini Venedik de buluyorsun.. ;)
Venedik... Bazıları kadın ruhundan anlıyor ya da işini iyi biliyor vesselam:)
YanıtlaSil'Ya da' lı cümleler söz konusu ise, gerçek inandığındır. ;)
YanıtlaSil